Yirmili yaşlarımdan itibaren fotoğrafa karşı ilgim olduğunu fark ettim. Fakat o dönemlerde etrafımda bu konuyla ilgilenen tanıdığımın olmayışı ve de aniden hayatın karmaşasına girmek, bu konuya fazla yoğunlaşmama engel oldu.
Uzun yıllardan sonra geçirdiğim rahatsızlık döneminde, yapabildiğim kısıtlı şeylerin içinde fotoğraf ön plana çıkmaya başladı. Etrafımda bu konudaki etkinliklerle daha fazla ilgilenmeye, ilgilendikçe daha güzel görüntüler yakalamaya, daha güzel görüntüler yakaladıkça da fotoğrafta öğrenilecek çok şeyin olduğunu fark ettim. Bu dönemde teknik eğitimde alarak, fotoğrafla daha yoğun ilgilenmeye başladım.
Şuan benim için fotoğraf, bir çeşit ifade biçimi. Konuştuğumuz dil gibi, hatta bazen konuşmaktan daha etkili. Konuşurken kurduğumuz cümlelerde olduğu gibi, kelimeleri, nokta ve virgülleri doğru yerde kullandığımızda anlatım nasıl güçleniyorsa, fotoğrafta da konuları doğru yere koyduğunuzda anlatım güçlü olur. Fotoğrafı güzel yapan içindekilerin güzel olması değildir, içindeki konuların doğru yere yerleşmesidir. Fotoğrafta buna kompozisyon denir. Kompozisyonu doğru uygulanmış güzel bir fotoğrafla bir kitaplık laf anlatabilirsiniz.
Fotoğrafın sevdiğim yönlerinden bir de, paylaşıma yönelik olması. Bu konudaki şahsi düşüncem, güzel bir fotoğraf çektiğim zaman, “bunu kimseye göstermeyeyim, sadece bana ait olsun” diye düşünmüyorum. Mutlaka etrafımla paylaşma ihtiyacı hissediyorum. Fotoğrafın beğeni görmesi de ödülüm oluyor.
Daha çok doğa fotoğrafları ve yabanıl ortamlardaki kuşları fotoğraflamak ilgimi çekiyor. Fotoğrafa ilgisi olan arkadaşlardan oluşturduğumuz gruplarla bu konuda etkinliklerim devam etmekte. Gezgin Fotoğrafçılar adıyla oluşturduğumuz, e-posta grubuyla da Bursa ve değişik şehirlerdeki arkadaşlarımızla bu konuda etkinlikler ve paylaşımlar yapmaktayız. Bu web sayfamda da, bu konudaki bilgi ve deneyim ve fotoğraflarımı paylaşmak amacındayım…
BAŞARILI FOTOĞRAF İÇİN ÇEKİM TEKNİKLERİ
Fotoğraf, içinde farklı görüntü ve sembolleri barındıran görüntülerden ibaret görsel bir malzeme değildir. Anlatımdır. Fotoğrafı çekenin bütünün içinde fark edilip yakaladığı konuyu, kendi gözünden başkalarına anlatmak için kullandığı görsel bir ifade biçimidir. Çekim andaki zamanı dondurmakla da, zaman dilimi içinde tekrarı mümkün olmayan boyuttaki bir anı, kendi adına tescillemesidir. Bu yüzden de çok kişiseldir.
Güzel fotoğraf çekmek için, içinde güzel şeylerin olması yeterli değildir. Fotoğrafı oluşturacak tekniklerin başarılı bir şekilde uygulanmasına bağlıdır. Bu teknikler başarılı bir şekilde uygulanmadıysa, içindeki güzel görüntünün de bir anlamı olmaz. Başarılı fotoğrafı oluşturacak bu teknikler, fotoğraf makinesinin teknik ayarları, doğru ışık değerleri ve kompozisyon. Bu üç unsuru başarılı bir şekilde uyguladığınızda çektiğiniz konu mutlaka güzel olacaktır. Tecrübe ve deneyimleriniz arttıkça, fotoğraf alanında ilginizi çeken bölümlere daha fazla yoğunlaşıp, çevrenize de bunu yansıttıkça fotoğraf tarzınız oluşur.
Selim’in yukarıdaki fotoğraflarını çektiği gün epey uzun yol yaptık, sabahın köründe farkında olmadan milli park içinde girmememiz gereken alana girdiğimiz için bir sürü prosedürden geçip tutanaklar imzaladık. Bunlar şikâyet olarak algılanmasın, bu vesile ile milli parklarımızın başıboş olmamasına memnun olduk. Kötü niyetli ve ticari olmadığımız anlaşılınca da hiçbir sorun yaşamadık. Yabani ortamlarda kuşları yakalayıp görüntülemek, onların hızından önce davranıp bütün ayarlarınızı yaptıktan sonra konuyu doğru bir şekilde kadraja yerleştirmek hakikaten kolay değil. Görüntüleyeceğiniz türü elde etmekse başlı başına bir sorun. Bunların dışında, bir de yukarıda ki gibi olaylarla karşılaşılabiliyor, ama fotoğrafa bakan kişiler ilk anda bunu pek önemseyemez. Önemsemesi de gerekmiyor aslında, onun için sonuç önemlidir. Eğer konu kadraja başarılı bir şekilde yerleşmemişse, zor şartlarda çekildiği ve ya içindeki konunun nadir bulunan bir şey olması fotoğrafı değerli yapmaz. Fotoğrafa bakan kişinin görsel tatmini elde etmesi ilk önceliktir.
Selim’in bu fotoğrafının başarılı olmasının sebebi fotoğraftaki pelikanın zor koşullarda çekilmesi ya da kadrajda gelişi güzel bir yerde olması değil. Netlik, ışık gibi unsurlardan önce, bulunduğu nokta ve bu noktada doğru bir konumda olup olmadığı, değerlendirmesinde ilk öncelik verilecek noktadır.
Kadrajı dokuz eşit parçaya böldüğünüzde kesişen noktalar kadrajın altın noktalarıdır. Doğadaki denge, düzen, estetik ve yaşamın devamlılığını sağlayan altın oranın fotoğraftaki yeri de denebilir. Anlatmak ya da sergilemek istediğiniz konuları, hikâyenizde öne çıkarmak istediğiniz kahramanları kadrajınızdaki bu kesişme noktalarına yerleştirmeniz fotoğrafınızı daha anlaşılır, dolayısı ile de daha başarılı olmasını sağlayacak özelliklerin başında gelir.
Yukarıdaki fotoğrafın ikinci bir artısı, pelikanın doğru yerde olmasının dışında ufuk çizgisinin de altın noktalarda olması ve hareket yönündeki boşluğun doğru uygulanması gibi bir kaç doğrunun bir arada olması değerlendirilmesine artılar katacaktır. Bu fotoğrafında başarılı olmasının sebebi kadrajdaki yerinin doğru olması.
Burada da pelikan altın noktalardan birine yerleşmiş, ikinci bir artısı da, fotoğraf kompozisyonlarından biri olan diyagonali içermesi. Pelikanın kanatları köşeden köşeye diyagonal hattı tamamlıyor, bu da fotoğrafa altın noktalar dışında ikinci bir artı değer katıyor. Ayrıca burada da hareket yönündeki boşluk fotoğrafı kompozisyon etkisinden dolayı güçlendiriyor.
Yukarıda fotoğrafta ufuk çizgisi olması gereken doğru noktada, kayıkta altın noktada olduğu halde başarısız bir kadraj.
Konuları altın noktalara gelişi güzel yerleştirmek fotoğrafı başarılı yapmıyor. Hareket halindeki kayığın gidiş yönündeki boşluk, arkasındaki boşluktan daha fazla olmalı. Bu duruma göre doğru kadrajlanmış fotoğraf sağdaki, soldaki yanlış. Bakış yönündeki boşluk, hareket halindeki bütün konular için uygulanması gereken fotoğrafın kompozisyon tekniklerinden birisidir. Hareket etmese de, bir yöne bakan insan veya hayvan için aynı teknik uygulanmalı. Sadece insan ve ya hayvan için de değil, araba, uçak, gemi gibi hareket eden herhangi bir şeyin, hareket ettiği ya da baktığı yönde, ters istikametine oranla daha fazla boş alanın olması, fotoğrafa bakan kişinin bilinçaltına ilerleme yönünü belirleme mesajı verilerek, fotoğrafa akıcılık ve devamlılık etkisi kazandırılır.
Bu fotoğraf, sağdaki kadrajda çekseydi, etkisi zayıflamış olurdu. Soldaki kadrajda kuşun bulunduğu altın nokta, dalın oluşturduğu diyagonal hat ve kuşun bakış yönünde bir ava yönelmesi ifadeye zenginlik katan unsurlar.
Bu fotoğraf sadece soldaki gibi görüntülenseydi, özel bir anın vurgusu sağdaki kadraj kadar etkili olmazdı.
Bilinsin bilmesi, bu tekniklerin uygulandığı fotoğrafları herkes beğenir. Fotoğrafın kişilerin yorumuna göre birkaç doğrusu olabilir ve her başarılı fotoğraf herkese hitap etmeye bilir, ama kendisine hitap etmese de doğru tekniklerin uygulandığı fotoğrafları herkes başarılı bulur. Beynimiz başarılı fotoğraflardaki dengeyi olumlu algılayıp beğenir, teknik bilgisi yoksa beğenme sebebini açıklayamaz, ama beğenir. Bu sadece fotoğraf için de geçerli değildir. Televizyon ve film alanında uygulandığı sahnelerin beğenilmesine sebep olan bir kompozisyon tekniğidir. Unutulmaz film sahnelerinin akıllarda kalma sebebi içindeki görüntüden çok bu tekniklerin başarılı uygulanmasındandır.
Doğru fotoğrafı oluşturacak teknikleri uyguladıktan sonraki adımsa, fotoğrafınıza anlam ve ifade etkisini vermeniz olmalıdır. Çekim anından önce ya da sonra olmuş ve ya olabilecek olaylar hakkında merak, endişe, üzüntü, kaygı, sevinç kısacası o anın etkisini fotoğrafınıza da verebildiğiniz tektir de çok çok başarılı bir sonuç almış olursunuz. Bu aşamada, doğru enstantane ve diyafram ayarları, doğru ışık değerleri, doğru kompozisyon ve anlamlı ifadeyi fotoğrafa verebilmenin tesadüfen bir araya gelemeyeceğinin, dolayısı ile iyi bir fotoğraf çekebilmenin tesadüften mümkün olamayacağının farkına varılacağı andır. Doğru fotoğrafı meydana getiren özelliklerden birinin eksik olması durumunda, fotoğrafı çekmek istemeyeceğiniz seviyede olduğunuz anlamına da gelir.
Yukarıdaki fotoğrafı sadece sol kadrajdaki gibi çekseydim, oralarda dolaşan bir hayvanın varlığını göstermiş olurdum. İzlerin ortada kesilmesinden dolayı da, fotoğrafın devamlılık ve akışkanlığının bitmesine sebep olurdum. İzlerin üzerine bastığınızı hissettirir, yürümekte olan herhangi bir canlının yoluna çıktığınız andaki huzursuzlu yaşamanızı sağlamış olurdum.
Fakat sağdaki fotoğrafta, sağ alt köşeden başlayıp sol köşeye devam eden diyagonal hat oluşturan izler, fotoğrafa devamlılık ve akışkanlık sağlamakta. İzlerin devamlılığı sizi altın noktadaki kayalara yönlendirerek, kayaların altında da muhtemel bir yuvanın varlığını düşünmenizi sağlayacaktır. Bundan sonra düşüneceğiniz, sert kış şartlarında bir hayvanın yiyecek bulmak için yuvasından çıktığını ya da yiyecek aramaktan gelmiş olabileceğini. Geldiyse acaba yiyecekle mi geldi? Yiyecek bulmak için gittiyse acaba bulabilecek mi? Geri dönüp dönemeyeceği, kendisinden yiyecek bekleyen yavrularının olup olmadığı gibi düşüncelerin kafanızdan geçmesine sebep olacaktır.
Bir de fotoğrafta vurgulamak istediğimiz noktayı öne çıkarma tekniği vardır. Çok geniş alana baksak da, gördüklerimiz içinde beğendiğimiz ya da ilgimizi çeken kısmına odaklanırız, çevresindekiler dikkatimiz dışında kalır. Gerçek zaman ortamında beynimizin yaptığı da budur. Yukarıdaki fotoğrafta olduğu gibi dikkat edilen noktanın dışında kalanlar fludur. Yani önemsenmeyen, ayrıntısı ve detayı olmayan hayali görüntülerdir.
Beğenip fotoğrafını çektiğimiz bir yerin, fotoğraf halini gördüğümüzde gerçek ortamdakinden farklı görünmesi halinde, odaklanılan konular dışında gereksiz görüntülerin fotoğrafa dahil edilmiş anlamını çıkartabiliriz. Söz konusu olan yere gerçek zaman ortamında bakarken beynimizin uyguladığı, odaklanma, gereksiz noktaları devre dışı bırakma, vurgulamak istediğimiz kısmı öne çıkarmak için uyguladığı alan derinliği tekniklerini, fotoğrafı çekerken makinemizde uygulayamadığımız anlamına gelir. Çünkü fotoğraf makinesi objektif açısı içindeki her şeyi görüp kaydeder. Gerçek ortamda dikkatimiz dışında tutup görmek istemediğimiz görüntüleri, fotoğrafı çekerken doğru alan derinliği tekniğini uygulayamadığımız taktir de, görmek istemediğimiz görüntüleri görmek zorunda kalırız. Bu da fotoğrafa bakan kişiye rahatsızlık verir, çünkü gerçek zaman ortamında uyguladığımız, dikkatimiz dışında kalanları önemsememeyi, fotoğraf haline geldikten sonra ona bakarak uygulayamayız. Bu etkiyi ancak fotoğrafı çekerken uygulayabiliriz. Gerçek ortamdaki etkiyi fotoğrafta da görebilmek için fotoğraf tekniklerini devreye sokmamız gerekir. Bunun için, diyafram ayarları ile alan derinliğine müdahale ederek, vurgulanıp öne çıkarılmak istenen kısımları daha belirginleşmesi sağlanır.
Gerçek zaman ortamındaki üç boyutlu etkiyi, iki boyutlu fotoğraf ortamına da verebilmek için, fotoğrafı çekilen konuya en uygun kompozisyon teknikleri uygulayarak sağlanabilir. Fotoğrafa yeni başlayan kişiler, önce gerçek zaman ortamındaki üç boyutlu görüntüyü hafızalarına aldıkları için, fotoğraflarına da hafızalarındaki görüntünün etkisiyle bakacakları varsayımı ile eksiklikleri algılamakta zorlanırlar. Fotoğraflarına objektif olarak bakabilecek tecrübe ve deneyim seviyesine gelinceye kadar, kendilerinden daha deneyimli kişilerin yorum ve olumlu yöndeki eleştirileri çok önemlidir. Burada şu noktayı da vurgulamak gerekir. Sadece fotoğrafı kötülemek eleştiri değildir. Gönül almak için yapılan gerçek dışı övgülerde fotoğrafçıya kendisini geliştirmek için katkı sağlamayan davranışlardır. Fotoğrafın eksik yönünü söylerken, doğrusu için ne yapılması gerektiğini de vurgulayan, eleştiri için doğru kişidir.
Görüldüğü gibi soldaki fotoğraf hiçbir özelliği, vurgusu, hikâyesi, anlatım ve estetik yönü olmayan, basit öylesine bir görüntüden başka bir şey değil. Kadrajda bazı kesme (kroplama) işlemleri yaparak (sağdaki) konuyu daha vurgulu noktaya getirmek mümkün. Burada da konu altın noktada, bu sefer bakış yönündeki boşluk da doğru bir şekilde uygulandı. Ama ana konunun dışında kadraja giren gereksiz görüntüler yüzünden hala başarısız bir fotoğraf.
Beğendiğiniz bir konunun etrafındaki gereksiz ve rahatsız edici unsurları temizleyip, konuyu da kadraja doğru yerleştirmekle güzel fotoğraf elde edebilirsiniz. Güzel fotoğraf, bütünün içinden anlatmak istediğiniz bölümü doğru bir şekilde sınırlayıp, oradan çekip almaktır bana göre.
Son üç kedi fotoğrafındaki kediler aynı. Fotoğrafları kedi hiç yerinden kımıldamadan, aralarında bir dakikadan az bir süre içinde çektim. Birinci kedi fotoğrafında, sol üst köşedeki pet şişeyi çekim anında önemsememiştim. Kayığın burnu da rahatsızlık verdiği halde çekim anında fotoğrafta göründüğü kadar rahatsız etmiyordu. Gerçek zamanda kediye odaklandığım için, ilgi alanım dışında kalanlardan rahatsız olmadım. Bu kontrolümüz dışında beynimizin yaptığı, ilgi alanımız dışındakileri devre dışı bırakma yöntemidir. Fakat fotoğraf haline geldikten sonra, çekim anında gereksiz görüntüler alan derinliği tekniği ile devre dışı bırakılmadığında olumsuz etkileri belirginleşiyor. Sonradan yok edemeyeceğiniz bu tür rahatsızlıkları gidermek ancak çekim anında uygulanacak yöntemlerle mümkündür. Bir fotoğrafın güzel görünme sebebi, içindeki görüntü değil, o görüntünün güzel görünecek şekilde sunulmasındandır.
Fotoğrafı başarılı yapan önemli unsurlardan biri olduğuna inandığım diğer bir nokta da, fotoğrafını çektiğiniz konuya yoğunlaşmak. Çekmek istediğiniz görüntüyü öncelikle beyninizde oluşturmanız. Bu motivasyon karşınızdaki konuya da yansıyacaktır. Çekim anında vereceğiniz bu tür olumlu mesajlarla, modeliniz ufak bir kedi de olsa, aslan parçası gibi görünmesi de mümkün :)
Selam ve sevgilerimle…
Mustafa GALLEN
Fotoğraf Tarihine Kısa Bir Bakış
965-1038 Karanlık Kutuyu (Camera Obscura) ilk kullanan, ortaçağda güneştutulması sırasında güneş ışınlarını incelemek isteyen zamanının ünlü optik bilgini Basralı el-Hasan'dır.
Roger Bacon, 13.yüzyıl Arap yazmalarından öğrendiği "Karanlık Kutunun" ayrıntılı bir tanımını yapmış.
1460-1472 döneminde Leon Battista Alberti ve Leonardo da Vinci de Karanlık Kutu dan yararlanarak cisimlerin görüntülerini yansıtmayı başarmışlardır.
1553 Giovanni Battista Della Porta "Magiea Naturalis Libri IV" adlı eserinde Karanlık Kutuyu etraflıca anlatmıştır.(Bu yüzden Karanlık Kutunun ilk mucidi sayılır)
1568'de Danillo Barbaro, karanlık kutunun ışık gören deliğine bir mercek yerleştirmiş ve görüntü kalitesini belirgin bir biçimde artırmıştır.
Bir çok değişiklikler sonrasında; Gerekli yerlere yerleştirilen ayna ve mercek sistemiyle Karanlık Kutuya bir resim masası niteliği kazandırılmış ve saydam yüzeyinde meydana gelen görüntülerin çizilmesinde kullanılmıştır. Daha sonraları görüntülerin kağıt üzerine elle çizilmesi yerine bu tür zorlukları ortadan kaldıracak tespitler aranmaya başlanmıştır.
1727'de Johann Heinrich Schulze gümüş tuzlarının ışığa tutulunca değişikliğe uğramasının nedeninin ışık olduğunu açıkladı
1777'lerde Scheele, mavi ve mor ışınların kırmızı ışınlardan daha etkin oldukların kanıtladı.
1780 Johan Kaspar LAVATER'in Silüet Makinası
Bu geçen sürede ışığın etkisiyle, duyarlı maddeler üzerinde görüntüleri tespit etmek konusunda bir çok denemeler yapıldı.
1813'de Joseph Nicepore Niepce ışığa duyarlı bir levha üzerinde, kalıcı görüntüler elde etmeyi başardı.
1826'da Joseph Nicephore Niepce aynı işlemi Karanlık Kutuya da uyguladı. 1829'da kendisi gibi Karanlık Kutu da meydana gelen görüntüleri tespit etme yolları üzerinde çalışan Louis-Jacques-Mande Daguerre ile birleşerek bir ortaklık kurdu.
1837'de fizik bilgini Francois Arago tarafından Daguerre'in metodunun (Daguerrotype) esası, bir gümüş levhayı, iyot buharına tutarak, üzerinde bir gümüş iyödür tabakası elde etmek ve bu levhayı karanlık kutuda uzun süre ışığa tuttuktan sonra, civa buharıyla tutarak banyo yaptırmaktan ibaret olduğunu açıkladı. Daguerrotype metodunda kopyası elde edilen tek kopya göeüntü aynadaki görüntünün tersiydi. 1839 ve 1840'larda William Hanry Fox-Talbot gümüş tuzlarına batırılmış bir kağıt kullanarak elde edilen negatif görüntülerden, yine aynı usulle hazırlanmış kağıtlara istenilen sayıda pozitif fotograf basmayı başarmıştır.
1847 Albumin, 1851 Kollodyum ve 1873 Jelatin usulleri duyartabakayı bir cam levha üzerine dayandırdılar ve kağıt yerine de saydam ince bir film kullandılar.
1888'de John Curbult gerçek anlamda (selüloit levha üzerine ışığa duyarlı madde kaplanmış) ilk fotograf filmini hayata geçirdi. Bunu takip eden yıllarda George Eastman roll film kullanan yeni bir kamera tasarladı.
1895 Lumiere kardeşler saniyede 16 kare gösterim kapasitesine sahip sinema makinasını tanıttılar.