İletişim
 
 
 
 
 
 
 
Ana Sayfa      Önce Sağlık
Sık kullanılanlara ekle
                                   
                                          Salığın İpuçları                                            Suyun Önemi                                              Beslenme
 
 
 
Mustafa GALLEN
Evet, önce sağlık… 1998 yılının ortalarında kötü kokulu gaz sorunları yaşamaya başladım. Daha sonraları ara ara ishal sorunu yaşadım. Birkaç doktor mikrobik sebepler üzerinde durdu, bu yönde de ilaçlar verdiler. 1999 başlarına geldiğimde özel hayatımdaki olumsuzluklara sarsılan iş sıkıntılarıma da eklendi. Boşanıyorduk. Böyle bir durumda rahatsız edici belirtilerin hem şiddeti arttı, hem de daha sık olmaya başladı. Arada doktora gittim ama pek bir sonuç alamadım, diğer taraftan da işlerimi düzeltebilmek için daha fazla çaba harcamaya başladım, bu da beni daha çok yormaya ve daha çok stres olmama sebep oluyordu haliyle.

2000 yılında daha çok ishal olmaya başladım, buna bağlı olarak halsizlik ve bunun getirdiği çabuk yorulma, iştahsızlık belirtilerim de artmaya başladı, arada ayaklarımda şişmeye başladı. Çabuk acıkıyordum ama bir şey yemek istemiyordum midemdeki yanma da hiç eksilmez olmuştu.  Gücüm, kilom ve enerjim azalmaya başladıkça işlerime daha fazla çaba harcamam gerekiyordu, bu da daha yıpratıcı oluyordu. Rahatsızlığım dolayısı ile nerdeyse yaşamsal fonksiyonlarımın tamamı kötüydü ve bu şekilde yaşam mücadelesi verme çabam 2004 yılına kadar sürdü. Son dönemlerde iyice kilo kaybettim, merdiven çıkmada zorlanmaya başladım ve özelikle dizlerim ve ayak bileklerim de şiddetli ağrılar olmaya başladı.

Dördüncü doktorum endoskopi yapacağız dedi, daha önce sadece mideme kadar yapılmıştı, bu sefer daha ileriye gidilerek onikiparmak bağırsağıma kadar ilerlediğinde doktorumun ifadeleri değişmeye başladı. Hareketlerinde, telaşlı, gergin, endişeli ve şaşkınlık belirtilerini sezince durumumun tahminimden daha kötü olduğunu ilk defa bu kadar yoğun hissettim… Tahlil için aldığı örnekleri bana verirken “hayatımda gördüğüm en kötü görüntülerdi, söylenecek çok şey var ama bana sorarsan hiç bir şey söylemeden hastaneye yatırmak isterim seni” dedi.

Madem hastanelik olacağım öyleyse Uludağ Üniversitesine gideyim deyip orada görevli bir profesöre gittim. Biyopsi ve tahlil sonuçlarını inceledikten sonra “ bu değerlere göre nasıl ayakta dolaştığını anlamadım ama hemen yatman gerekiyor” dedi.  Bütün tahlil değerlerimin en alt seviyenin çok altında olduğunu “ bu sefer kendin geldin ama bir dahaki sefere bırakırsan iki kişi koluna girer öyle gelirsin, o da şansın hala varsa ya da dört kolda gidersin” dedi. Kendi isteğimle bir yere gidebilecek durumda değildim, üç gün içinde hiç durduramam erteleyemem dediğim işlerimi sonlandırıp Uludağ Üniversitesi Tıp fakültesine yattım.

İlk yatışımda yirmi gün kaldım ve bu süre boyunca gece gündüz devamlı ve farklı tahliller değerlendirmeler araştırmalar yapıldı. Belirtilerim birkaç hastalığınkiyle çakışıyordu ve ilk anda Guluten proteinine karşı alerjik bir durum üzerinde duruldu ve hastanedeki yirminci günümde üç ay sürecek Guluten diyetine başlamak üzere taburcu edildim. Bu üç ay boyunca içinde buğday, arpa çavdar ve yulaf olan hiç bir şey yemedim. Ekmek olarak sadece mısır ekmeği yiyebilecektim.

Üç ayın sonunda hastaneye döndüm, tahlillerim tekrarlandı ve karşılaştırmaların sonunda, Guluten alerjim olmadığı ve kesin sonuç için karın bölgemden biyopsi alınması gerektiğini söylediler. Genel cerrahi bölümüne sevk edildim ve ameliyat sonrası durumun netleşene kadar bu kısmın hastası oldum. Birkaç küçük biyopsinin alınacağı küçük bir ameliyat olacağım söylendi.  Sabah 08.30 da girdiğim ameliyattan saat 13.00 gibi çıkmışım. Kendime geldiğimde ilk olarak karnımdaki yanmayı hissettim. Zar zor kafamı kaldırıp baktığımda karnımın boydan boya bandajlı olduğunu gördüm, daha sonra pansuman yapan hemşireye sorduğumda on dokuz dikiş olduğunu söyledi.

Ameliyattan sonra bir hafta daha hastanede kaldıktan sonra taburcu oldum ve ameliyatın yirmi birinci günü patoloji sonuçlarını aldım.  Okuduğumda anlayabildiğim şeyler değildi ama pek de iyi şeyler duymayacağımı hissederek sonuçları doktoruma götürdüm.18 Mart 2004 yılında Non Hodgkin Lenfoma tanısı, yani lenf kanseri konuldu ve onkoloji bölümünün hastası oldum.

Hastane dönemim sürecinde tek gıdam serumlardı, onlarda ne derece işe yarıyordu bilmiyorum ama 42 kiloya düşmüştüm, fakat ilerleyen günlerde 37 kiloya kadar düştüm, bir şey yiyemiyordum, yesem de bir işe yaramıyordu bağırsaklarım iptal olduğu için emilim yapmıyordu. Böyle bir durumdayken ameliyat geçirip Mustafa GALLENsonrasında kemoterapi alacaktım.

Öncesinde tam kestiremiyordum ama kemoterapiyi aldıktan sonraki on gün bu dünyadan koptuğumu hissettim. Zaten tükenmiş olan bünyem, kemoterapi ilaçlarını alınca perişan odu, etrafımdaki her şey hayal gibi geliyordu. Damarlarımdan bozaya benzeyen gıdalar veriliyordu ve her iki kolumda serumlar antibiyotiklerle doluydu.
 
Bir bardak suyun içine; bir kaşık tuz attığınızı düşünün, bir kaşık şeker, bir kaşık acı biber, bir kaşık sirke ve bir limon sıktığınızı düşünün, işte bildiğiniz suyun tadını bu hale getiriyor kemoterapi ilaçları. Dördüncü günden itibaren müthiş hararet olmaya başladım ve günde yedi sekiz litre su içiyodum. Daha sonra üç hafta arayla altı defa kemoterapi aldım. Tedaviye olumlu cevap veren bünyemin sayesinde (burada psikolojide çok önemli) atlattım ve şuanda altı aylık kontrollerim var sadece.
Sonuç olarak, “bu dünyadan koptum” dediğim dönemde, sahip olduğunuz her şey elinize bir albüm gibi veriliyor sanki. İşiniz, kariyeriniz, malınız, hatta yakınlarınız. Durumunuz kötüleştikçe bu görüntüler önem sırasına göre yok oluyor. Geriye bir tek kendiniz için bu güne kadar ne yaptığınızı sorgulamak kalıyor. Bide bundan sonra ne yapmak istedikleriniz. Sanıyorum ne yapmak istediğiniz oluyor sizi hayata bağlayan. Bu güne kadar kendiniz için yaptığınızı zannettiğiniz şeyleri, aslında başkaları için yaptığınızın farkına varıyorsunuz ve bunları yaparken de kendiniz devamlı ihmal ettiğinizi. Bundan sonra kendiniz için ne yapmanız gereklerde ise, sizi gerçekten mutlu edecek şeyleri kesinlikle ihmal etmemeniz ve ertelememeniz kalıyor. Kalın sağlıcakla...     
 
  Mustafa GALLEN 
Share